moruk
Yusuf,
içi hoş duygularla dolarak sigara yaktı. Geçen yıldı, köye ekin biçmek için
gelmişti, onun işi tırpancılıktı, engebeli ve dağınık tarlalara biçer döver
giremezdi, biçme işini orakla ya da tırpanla köylüler ya da onların tuttuğu
adamlar yapardı, günlük ücret bir milyardı, güneş altında çalışıldığından bu
işi yapanlar yoktu ve Yusuf şehir dışından yalvar yakar getirilmişti. Zorlu bir işti ve insan kan ter içinde
kalırdı. Hakkı’nın hapisten çıktığı ilk zamanlardı, Yusuf Hakkı’yı da yanında
götürmüştü. Yusuf ve Hakkı bu iş için köy kahvesinde beklerdi, işi olan gelir,
onları alıp giderdi, sonra başka bir köylü gelirdi, yaz boyu birçok köyde
bulunurdu Yusuf.
İki
yıldır bu köye ekin biçmeye geliyordu ve geçen sene Zarife’yle tanışmıştı, Zarife
Yusuf ve arkadaşına öğle yemeği getirirdi, kısa sohbetler giderek
derinleşmişti, Yusuf karavana çevrilen traktör römorkunda kalırdı Hakkı’yla,
akşamları yatmadan çay içerdi, Yusuf uzun uzun sohbet etmek isterdi ama
Hakkı’nın pestili çıktığı için erken yatardı, Yusuf da radyo dinlerdi, Yusuf çivi
gibi sağlam bir adamdı, köle gibi çalışsa da gece çay keyfi yapmak isterdi ve
erken kalkardı, ara ara Zarife gelirdi muhabbet etmeye, sık sık akşam yemeği
getirirdi, ayran getirirdi, kuru fasulye, pilav mesela. Zarife ona; “Yusuf abi”
der,
içini dökerdi, Yusuf da berbat giden evliliğinden, dırdırcı karısından söz
ederdi, zamanla çok iyi dost olmuşlardı,
farkında olmadan, ikisi de konuşacak birini arıyordu,
ve
birbirini bulmuşlardı, ve hayatlarına bambaşka pencereden bakacak birinin
sözlerine ihtiyaçları vardı.
Zarife
içtenlikle, üzülerek derdi: “Senin gibi iyi biri bunları hak etmiyor Yusuf abi.”
Bu söyleyiş çok hoşuna giderdi Yusuf’un, kendine gelir, kuvvetlenirdi. O ses
tonundaki ışık, büyük merhamet, o kasırga gibi merhametlilik, sonra o
sevecenlik, o serinlik veren bakış. Bu kız iyi hissettiriyor ve kimseninkine
benzemiyor.
Zarife,
sesli hayal kurar, kontrolsüzce ve çok seveceği, sonra evleneceği adamın nasıl
olması gerektiğine dair düşler anlatırdı, yer yer komik biçimde. Eğlence, laf olsun
diye. Ama isyanlarını anlatırdı, laf olsun diye değil; çektiği acıları, gizli
saklı her şeyini anlatırdı, çünkü Yusuf
iyi biriydi, güvenilirdi. Yusuf ona öyle bir güven hissi vermişti. Yusuf’u
güldürürdü, bazen Yusuf’un ona içi akar giderdi, hiç gerçekten sevilmemiş (sevilmiş
ama o algılayamamış belki) bu çocuğun saflığına, hayallerini anlatmasına içi
acıyarak bakardı, bir ite aşık olursa işi bitikti, böyle uyanık kızların başına
iyi şeyler gelmezdi, hemen kendini belli ediyordu Zarife, diğer kızlardan farkı
büyüktü, kendine özgü düşünceler, bakış açıları geliştirmişti çünkü, büyük
acılar onu bekliyordu hayatta, ne gelirdi Zarife’nin başına:
Gerçeklerin
ateş topu bir meteor gibi
kafasının
ve kalbinin içindeki bütün güzellikleri parçalayıp yok edeceğini, içindeki
güzel her şeyi yitirteceğini, adi bir koca ve beş altı çocuğa bakıp, eşek gibi
her gün tarlada, ahırda çalışacağını görürdü Yusuf. Bu temiz, güçlü sevme
dürtüleri olan çocuk diğer iyi ve ilginç kızlar gibi mahvolacaktı. Evlilik,
cicim ayları bitince koca berbat yüzlerini gösterecek, Zarife köleye dönecekti,
kendini geçecekti, “çocuklarım için” demeye başlayacaktı, Zarife’nin tatlı
düşlerine gerçek biçer döver makinesi gibi dalacak, orada ne kadar çiçek
güzellik varsa koparıp yok edecekti. Gerçek buydu, “sen bana kötü davranıyorsun,
evlilik danışmanına gidelim” de diyemeyecekti, kocası ne derse o olacaktı,
dövülecekti, küfür yiyecekti, buraların kanunu buydu, isyan etmeye kalkarsa,
baş kaldırırsa, “seni öldürürüm, hiç acımam, paşa paşa yatar çıkarım” diyecektir
kocası. Yusuf, onu bebek gibi dinler, gülümser, “senin için en iyi şeylerin
olmasını diliyorum çocuk” derdi, “bana çocuk deme, ben çocuk değilim ki” derdi
kız, “sana Zarife diyeyim, kusura bakma derdi.
Yusuf’un
karısı çok kavgacıydı, geçimsiz ve acımasızdı, basit tartışmaları unutmaz, kin
tutardı, “lanetlik bir karıyla evliyim” derdi, ondan söz etmeye başlayınca; “benim
lanetlik” derdi, düzenli yemek pişirmez, etrafı derleyip toparlamaz, fosur fosur
sigara içer, saatlerce cep telefonuyla birileriyle dertleşir, bahçeye çıkar
süslü halde, canlı yayın açar, beğeni isterdi takipçilerinden.
Zarife
ve Yusuf, birbirine tutunmuştu o serin yaz akşamları ya da gecelerinde.
iki
taraf da birbirinin iyiliğine yönelik sözler söylerdi sık sık, moral bulurlardı
birbiriyle, bunu onlar için başkaları yapmıyordu, yapmazdı da, Yusuf şakayla; “seni
alıp götüreyim buralardan, ne dersin?”
Zarife,
mutlulukla güler: “Nezaket ablam çok kızar, peşimize adam takar; ama olsun,
deneriz bir ara” derdi.
Zarife,
ona sevdiği bir gençten ve diğerlerinden (hoşuna gidenlerden) söz ederdi. Bir
keresinde anlatırken ağlamaya başladı, Yusuf’a sarıldı, Yusuf, onun saçlarını
okşadı, yanağından öptü. Zarife
ağlayarak
sordu:
“Yusuf abi, neden hep böyle oluyor, ben mutlu olamayacak mıyım?”
“Olursun
olursun, acele etme, o zibidiler nerden bilsin senin kıymetini?”
“En
iyisi sen beni kaçır, gidelim buralardan, yarın 12 ‘de çeşmenin orda
bekleyeceğim seni! Sakın ekme beni. Sakın uyuyup kalma!” Yusuf, gülümsedi, ona
acıdı, başını salladı. “İyice saçmaladı çocuk, herhalde birileri kafasını
attırdı, seni kaçırsam ağzına sıçılan ben olurum, deli çocuk” diye düşündü.
Ertesi
gece Zarife Yusuf’un yerine geldi, onu uyandırdı; “neredesin Yusuf abi, seni
bekledim, neden gelmedin?!”
Yusuf,
uyku sersemi kavrayamadı bir süre, traktör römorkundan çıktı, basamağa oturdu,
Zarife’nin
sırtında sırt çantası, bir elinde büyük bir bavul vardı, hatırladı: “Şaka
yaptığını düşünmüştüm, yine her zamanki o çocukça şakalarından biri sanmıştım.”
“Çocukça
deme be bana! Sevişsem hamile kalırım, çok aptalsın Yusuf abi, ben sana kendimi
verecektim, vurdun kafayı yattın demek, sıçarım böyle işin içine!” dedi, kızarak
basıp giderken ağlamaya başladı.
Ertesi
gün Yusuf evine döndü. Karısı vır vır ediyordu; ama umursamadı onu ve kafasına
takılı kalan Zarife’yi düşünüp düşünüp durdu, sigara içerken, kendine yemek
yaparken, her an kafasında ışık gibi parlıyordu Zarife. Yusuf kendini bit türlü
alamıyordu o ışığın etkisinden, ışık gittikçe bir mıknatıs etkisiyle hücum
ediyor, Yusuf’un bütün benliğini sarıyor, ateş gibi sımsıcak bir his doluyordu
kalbine; karısı; “sende bir haller var?” dedi.
Yusuf
duymadı
Kadın
birkaç kez tekrar etti ve Yusuf yine duymadı, kadın deli oldu; ama içine attı
geçti eve, Yusuf tavuk kümesini yeniliyordu, kan ter içindeydi, oturmuş dinleniyordu
evin arkasında, ağaçların altında.
Kadın
öfkeyle geldi: “Sağır mı oldun nedir, dediklerimi duymuyorsun, duymazsan
geliyorsan sıçarım ağzına bak!”
“Ya
git işine” dedi Yusuf, “git çay yap bana, yumurta kır, çok acıktım.”
“Hizmetçin
mi var senin, gavat!” dedi kadın, orospu çocuğu! Tipsiz! Bok!”
Yusuf
güldü, “işine bak yahu, git başımdan!”
“Gitmem;
pislik!”
“Dengen
gitti yine! Tamam ben yaparım o zaman.”
Kadın
yerden keseri aldı; “bak delerim kafanı ha, köpek gibi afkurma!”
“Tamam
git be kadın; yeter!”
“Bak
delerim kafanı, ağzın burnun yamulur, engelli kalırsın!”
“İyi;
bana bakarsın o zaman.” Güldü.
“Adam
sende bir haller var?”
“Ben
iyiyim; işine bak.”
“Konuşuyorum
duvar gibisin, düşündüğün nedir söyle?”
“Bir
şey yok.”
“Bir
kadın buldun; değil mi?”
“Ya
daraltma beni!”
Kadın
oturdu tenekenin üstüne, cep telefonundan sinyal gelmişti, açtı ve bir siteye
girdi, canlı yayını açtı. Güldü, beğeni için yalvardı birilerine, genç bir
delikanlıyla sohbet ediyordu: “aşkım, nasılsın?”
Yusuf
sigara yakmış ara ara karısının çıldırmış gibi hallerine bakıyordu, acınası ve komik olduğunu düşündü.
“İyiyim
ablam, sen nasılsın?”
“Kümesi
yaptırıyorum şu sümüklü ameleye.”
Kocasını
gösterdi kamerayı tutup.
Dayı,
selam!” dedi delikanlı, “kolay gelsin.”
“Sık
sık aşkım” diyor gence, “seninle otelde sevişmeyi sabırsızlıkla bekliyorum,
parayı toparla bir an önce de tatile çıkalım.”
Genç
adam kahkaha atmaya başladı.
Kadın
telefonu kapattı.
“Kimdi
o, aşkım deyip deyip durduğun?
“İçime
boşalacak, sevgilim, her şeyim.”
O
kadar kafayı yemişsin ki. Torunun yaşındaki çocuğa neler diyorsun. O çocukla
tatile çıkarsan herkes güler sana.”
Güldü:
“Çatla da patla!”
“Seni
tutan mı var git koş ona.”
“salak
karı” diyecekti., sustu, “senin tedaviye ihtiyacın var.”
Kadın
aniden normal bir şuur seviyesine geçti: “Şu eski pis kerpiç evi de yıkmamız
lazım, geçende dedim dursun dedin, bu evi istemiyorum artık. Kaç sefer dedim,
evi yıkacağın sandım, kümesi yıktın?”
“Kerpiç
ev çok sağlıklı.”
Yoldan
geçen bir kadın el etti ve Yusuf ona doğru fırladı.
Bu
kadın Almanya’da doğmuş bir Türk ailenin kızıydı, arkeologdu, kerpiç evlerin
değerini bilirdi ve köyde birkaç ev satın almıştı, köylüleri bu konuda
bilgilendirmiş, bu evlerini unesko mirası listesine alınması için çabalıyordu, birkaç
kezdir Yusuf’u epey bilgilendirmişti.
Yusuf,
ayak üstü sohbetin ardından kadına veda edip geldi
Karısı
sordu: “Ne konuştun o orospuyla?”
“Düzgün
konuş!”
“Bak
bu çöp evi yıkacaktın, o kadınla konuştuktan sonra fikrin değişti. Bu evde
benim sözüm geçer, o sürtüğün değil!”
Bak
kadın, cahil cahil konuşuyorsun,
Avrupa’da
tarihi bir duvar bile yıkılmıyormuş ve bizim kerpiç evler çok değerliymiş. O
bilgili kadın anlattı ve fikrim değişti, cahilmişim, fikrim değişti; var mı bir
diyeceğin?!”
“Bu
evi babam yaptırdı, bize hediye etti. Ev benim!”
“Tapuda
kimin üstüne kayıtlı, benim üstüme, çok konuşma da uza git şöyle.
Seni
seviyordum ve babam da seni çok seviyordu, tapuyu senin üstüne yapmasına ses
etmedim, ufaktık, kızların söz hakkı yoktu, varsa da babaları öndeydi. Sen
şimdi dağdan gelen baldırı çıplaktın, aç köpektin, çobandın, bir dikili ağacın
yoktu, sen şimdi aslan mı oldun? Dağdan gelip bağdakini mi kovarsın?”
“Aynen
öyle, delirmiş karı!”
“Bak
alırım ayağımın altında, ağzını gözünü kırarım!”
Jandarmayı
ararım, gelip alırlar seni bak, şu deliliğe son ver, zorla hastaneye
kapattırırım seni!”
Yusuf,
asla böyle tehdit yüklü ve kararlı konuşmazdı, bu sitilde asla isyan etmemişti
kadına. Kadın şaşkındı, şok geçiriyordu. Şaşkın bakışlarıyla ona bakıp kalmıştı
heykel gibi.
Kadın
yerden küreği aldı, “kafanı uçururum lan!”
Yusuf
güldü, çivi kutusunda iki onluk çivi aldı, keseri aldı, bu çivilerle seni Hz
isa gibi çarmıha gererim, kümesin içinde. Yemin ederim yaparım.”
Kadın
korktu ama öfkesi kabarmıştı, kendini kaybetti, kürekle vuracaktı, Yusuf küreği
tuttu, ve onu iti, kadın; “ay!” dedi kendini yere attı, yuvarlanmaya başladı,
tekerlek gibi dönüyordu, kalktı, toz toprak harç içindeydi, tek katlı evin
penceresine çaptı omzuyla, başıyla, başı kanlar içinde kaldı, cam kırılmış,
başı kan içindeydi. Eve girdi, salonda yuvarlandı, yerde, düştü kalktı yine
yuvarlandı, mutfağa girdi, eşyaları sağa sola attı, mutfağı dağıttı, salonu,
her taraf kan damlalarıyla doluyordu, kadının yüzü gözü kan içindeydi, inliyor,
bağırıyor, evi dağıtıyordu, Yusuf, şaşkınlıkla peşinden gitmiş, “ya başın
kanıyor dur da bakayım” demesine aldırış etmeden Yusuf’a eşyaları fırlatıp durdu
Yusuf kendini korumak için dışarı kaçtı.
Yusuf
korkuyla uzaklaştı evden. Karısı ilk kez böyle bir psikolojiye girmişti, bu onu
çok korkutmuştu. “İyi, bunun hastaneye yatırılması için sebep hazır” diye
düşündü, “ondan kurtuluyorum.” Çocuk gibi sevindi.
Akşam
olurken eve dönüyordu, bir dostunun evinde epey içmişti, yolda onu jandarma
aracı gördü ve araçtan askerler inip onu yaka paça gözaltına aldı.
Tutuklandı,
hapse atıldı.
Kadın,
mahkemeye başvurmuştu ve üç ay uzaklaştırma kararı aldırdı.
Yusuf,
başına gelenlere inanamıyordu.
Kendine
kızdı, dostunu görmeye gideceğine jandarmaya şikayet etmeye gideydi ya! Ve
dertli dostu da içiyordu o sıra, ve Yusuf bir başlamış, sonunu getirememişti.
Kısa
bir süre sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
O
zor günlerde Zarife’nin ışığı onu kendine çekip adeta ayrı bir evrendeymiş gibi
kuşatmış, çektiği acıyı etkisiz hale getirmişti; ama acı vardı, hapiste olmak
berbattı, iftiraya uğramak daha berbattı.
Çıkınca
özgürlüğün değerini bambaşka biçimde ilk kez fark etti, o deli karıyı boşamaya
karar verdi, torun torba sahibiydi, iki kızını evlendirmişti, iki kızı bir kez
olsun arayıp sormamıştı, çok zoruna gitmişti, kızlar demek ki annenin
yalanlarına inanıyordu.
Zarife’yi
düşünüp duruyordu, o geceyi; saat 12 ‘yi geçe traktör römorkuna gelmiş, taşla
demire tıklatmış, alçak sesle seslenmişti, Yusuf abi uyan ben geldim, az
baksana?”
Zarife’nin
şu sözlerini hatırlıyordu sürekli, deniz feneri ışığı gibi, o parlak yıldızlı
yaz gecesinde:
“Yarın
12’de çeşmesinin orada bekleyeceğim seni.”
Onu
karşısında görünce ne olduğunu anlayamamıştı.
Kız
sinirlenip basıp gitmeden ona iyice bakmıştı, makyaj yapmıştı, onu hiç makyajlı
görmemişti, çok yoğun makyajlıydı, çok komikti, palyaço gibiydi, gülmesini zor
tutmuştu, kız kızıp saydırıp gitmişti.
Çok
değerli, büyülü bir anı, geceyi kaçırmıştı, çok pişmandı.
Zarife’yle
geçirdiği akşamlar, geceleri başında ateş böcekleri gibi dönüp duruyordu.
Her
yerde delice bir dini baskısı vardır Türkiye’de, genç kızları tarikatlar ağlarına
düşürmek için korkunç oyunlar oynarlar, sevmezdi bunları Zarife, içgüdülerini
baskılamak ona saçma sapan gelirdi, içinden geçen şeyleri, ya olduğun gibi ol,
ya göründüğün gibi ol felsefesi ona uygun gelirdi, ve Yusuf bundan söz etmişti,
din konularına hiç girmezdi, diğerleri hep girmiş ve Zarife hep kaçmıştı o
tiplerden, başı ört, oruç tut, namaz kol söylemleri… şu günah, bu sevap söylemleri
düşünce ve fikirlere zerre geçit vermiyordu, gencin genç olmasına izin
vermiyordu,
Yusuf bu noktalara hiç girmeden ona ilk Türk’lerden
söz etmişti, birkaç cümleyle de Kuran’ı özetlemişti, (Motivasyon kaynağı) bu Zarife’yi
çok etkilemişti, onu sömürmeye çalışmayan
koca bir adam, sakin, bilge, dilsiz gibi susup onu dinliyor, Zarife
onunla konuşurken ya da aynı sessizliği paylaşırken, rüzgarla sallanan ağaç
yaprakları, gökyüzündeki güneş… baba gibi konuşan tertemiz bakışları olan çok
iyi biri, Kuran denen kitaba ilk kez Yusuf söyleyince bir aşk, Sempati
pırıltısı hissetmişti, bu kitabı açıp neler anlattığını hepsini öğrenmek ve uygulamak
dürtüsünü hissetti, ilk kez. Bu yaşını başını almış yeşil gözlü adamın din
baskısı içeren kıvılcımlar yoktu, bu tecrübeli adamın felsefi bakışları vardı,
o duru bakışlarda Zarife’nin genç kızlık tutkularını sömürmek ya da hapsetmek
isteyen en ufak bir şeytanilik, bir zaaf yoktu. Toy genç kızı
olduğu
gibi kabullenmişti; yasak, günah, sevap, korkutma, cennet ya da cehennem
vaatleri
hiç yoktu Yusuf’ta. O baba şefkatiyle ışık saçan aydınlık sözleri çok etkilemişti
Zarife’yi. Onu bir bebeğin annesinin kucaklar gibi kucaklamak istemişti. Bıkkın sıkkın ruhu canlanmıştı adeta. Herkese
ve her şeye yabancılaşan ve bunu çok iyi saklayan genç kız sanki onu aşağı, en
karanlık yerlere çeken çapadan kurtulurdu sanki Yusuf’un yanında ya da onu,
sözlerini düşünürken.
Karısının
iftirasına uğrayıp hayatı alt üst olan Yusuf, boşlukta tutunacak hiçbir dalı
kalmayan Yusuf, bunalımların merkezindeki Yusuf Zarife’yi hayal edip dururdu,
anılarda kaybolmuştu, o ışığın tatlı mı tatlı ve ateş gibi sımsıcak hissini
atmaya çalıştı içinden; çünkü yaşı ufak kız, onunla başı belaya girer, kendisi
yaşını başını almış adamdı, bu işin sonu hapislikti, hem ergen kızın sözlerine,
hislerine asla güven olmazdı, zamanla çok değişir, kendini arar ve bulurdu.
Ama
onu kafasından atmaya da çalışsa da o tutku sonra güçlenerek perişan etmeye
başlıyordu onu, aklı ve fikri; “o ışık benim olmalı, başka türlü yapamam”
diyordu,
bir
çağrı gibi kafasında yankılanıyordu Zarife’nin sözleri, onunla paylaştıkları
her bir şey. Ve onu kaçırmaya karar verdi,
o
gece kaçırdığı fırsatı neden yaratamasındı, kız istiyorsa mümkündü. Tek başına
yapamazdı kaçırma işini, kendine güvenemiyordu, hem o köyde onu tanıyorlardı, kaçırma
işinde yardımcılar lazımdı, iki kişi olursa işi sorunsuz hallederdi, aklına ilk
gelen Ömer ve Hakkı oldu.
Ama
önce bilgi toplamalıydı, iyi bir plan, keşif, ve kızı bu duruma nasıl bakar, on
öğrenmeliydi, onu ikna etmeliydi, yoksa zor mu kullanmalıydı? Zorla kaçırmak
ona hiç hoş görünmüyordu ve kalbi de bunu istemezdi. Evet, kız istemeliydi, o
isterse olurdu!
Borç
para bulup Zarife’nin yaşadığı köye gitti, kış ayıydı, onu köyde herkes iyi
bilir, çok sayar severdi, becerikliydi çünkü, birçok işten anlardı, kalıpçılık,
duvarcılık, kaynak, bahçe işleri, tarım, boya badana, beton dökme işi, hayvancılık,
çobanlık, ahır ve ev tamiratı, su tesisatı döşemek, kurban ya da adak kesmek. Kahvehanede
otururken; “akşam olmadan kalacak yer bulsam çok iyi olacak” diye kaygıyla
düşündü, onunla sohbet etmek isteyenlere yalan attı, “geçiyordum uğradım.” Birileri
bazı yapılacak işlerden söz edince; “vaktin varsa yaparsan çok memnun oluruz.”
Yusuf
atlamadı; “bir düşüneyim, çok zor bir
şey istiyorsunuz, acil gitmem lazımdı ama…
İçinden
delirmiş gibi sevindi, şehirde yaşayan bir ailenin köy evinde bazı tamiratlar
ve yenilemeler yapılması lazımdı, muhtar, usta arayan öğretmene telefon etti ve
öğretmen de; “gelsin” dedi, “usta bulamadık, çok para
istiyorlar,
bir saat sonra oradayım.” Ama çok
geçmeden aradı, gelemeyecekti, işi çıkmıştı, muhtarım sen onu eve götür.”
Yusuf,
para lafını etmedi bile, muhtardan yedek anahtarı alıp eve geçti ve evin bir
odasındaki sobayı tutuşturdu, sobanın fırın yerine patates attı haşlanması
için, çay demledi soba üstünde, muhtardan aldığı ekmeği ısıttı, sıcak ekmeğe
tereyağı sürdü peynirle zeytinle çayla yemeye başladı. Sonra büyük bir zevkle çay
içip sigara yaktı. Zarife’yi hayal ediyordu.
Gece
lambasını açmıştı, gecenin ilerleyen saatleriydi, gece birdi, camda bir
tıklatma sesi duydu Yusuf, önce anlamadı, ses ikinci kez gelince başını çevirip
baktı, kalktı, cama ilerledi, hafif bir yağmur vardı, camı açtı acı soğuk içeri
doldu. Pencerenin altına sinmiş duran Zarife; “bööö!” diyerek ayağa kalktı,
güldü.
Yusuf
korkmuştu; kız ne arıyorsun orada? Seni çılgın! Gece gece nerden çıktın?”
“Geldiğini
işittim Yusuf abi, geçiyordum, sana bir selam vereyim dedim, az ötede kız
arkadaşımla sohbet ettik evinde, eve dönüyordum.”
“Gel
bir çayım iç.”
“Geç
oldu gideyim.”
“Gel
kız kırma beni.”
“Ay
geç oldu ama abim” dedi kız.
Yusuf’un kalbi çılgın gibi çarpıyordu, aşık
olduğu ufak kıza nasıl ulaşacağım derken ayağının dibine gelmişti.
Açtı
kapıyı, hemen kollarını açtı Yusuf,
Zarife
sanki bu anı bekliyormuş gibi kuş zarifliğiyle açtı kollarını. Birbirine
sarıldılar.
Zarife
üşümüştü, geçti oturdu sobanın başına.
Yusuf,
ona çay verdi
“Ben
kimseyi kucaklamam Yusuf abi, el bile sıkışmam, tek senle…”
Yusuf
gülümsedi.
“Nasılsın
nasıl düştün buraya?”
Yusuf,
aynı yalanı attı.
Sonra
Zarife kendinden bir şeyler anlattı, her zamanki trajik şeyleri, ergen
dertleri.
Yusuf,
o gece hakkında konuşmak istiyor; ama cesaret edemiyordu. Dev bir tutukluk
vardı dilinde.
“Bavulla
geldiğin o gece, benimle kaçacak mıydın gerçekten? Karım olacak mıydın, o gece
isteseydim benim olur muydun?”
Güldü:
“Azdın mı nedir?”
“Melek
gibisin ve büyüleyicisin.”
“Kaçtıktan
sonra tabi ki” dedi, “sen gelmedin. Ama boş ver, çocukçaydı, çok aptalcaydı.
Karı olmak iğrenç, bu hiç bana göre değil.”
Yusuf,
bu konuda konuşmak istiyordu, bir şeyler geveledi; “sevgilim olacak mıydın
demeliydim; özür dilerim.”
Zarife:
“Ya of! Bu konuyu kapatalım, ve bir daha hiç konuşmayalım” dedi, kestirip attı.
Yusuf,
sarsılarak üzüldü, çaktırmadı; “fırsat kaçtı ve asla gelmeyecek” diye düşündü,
“ne kadar ahmağım!”
“Şunu
demeden edemeyeceğim” dedi Yusuf,
“Çok
pişmanım, keşke o gece orada olsaydım, uykuya daldım unuttum seni.”
Pişmanlığını
ilk kez dile getirmişti.
Zarife,
güldü çocukça: “Takma kafana, bana eserse belki kaçar gideriz bu
mezbelelikten.”
Gideyim
diyecekti,, diyemedi; çünkü Yusuf “bir çay daha iç öyle gidersin” dedi.
“Ne
kadar güzelsin! Seni çok özlemişim!” diyecekti Yusuf, diyemedi, eskiden
hissetmediği bir heyecan hissediyordu ona bakınca.
“Saçlarını
hiç göremedim, hep baş örtüsü takıp pardösü giyiyorsun.” Diyemedi,
Sustu,
düşündü.
Zarife,
bir şeyler anlatı, kalktı, gidiyordu,
Yusuf,
“seni ararım” dedi, cep telefonu numarasını verdi, kız da ona.
Yusuf
kızın ardından karanlıkta kaybolana kadar baktı, yağmurda ıslanarak, sigara
içerek.
Eve
canı girmek istemedi, orada kızın güzel gidişi, şiirsel yürüyüşüne bakarak
kaybolmuştu adeta, büyülenmiş gibi.
Birkaç
sigara içtikten sonra toparlayabildi kendini, donuyordu üşümekten.
Yarım
saat geçti.
Yusuf,
ona mesaj attı:
“Saçlarını
hiç göremedim, hep baş örtüsü, hep pardösü giyiyorsun. Saçların ne renk, uzun
mu kısa mı? Çok merak ettim.”
Zarife,
birilerinin baskısı ve yönlendirmesiyle başını örter, uzun pardösü giyerdi hep.
Yusuf’un
bu alakasını ilk kez yaşıyordu ve çok hoşuna gitmişti, Yusuf ilk kez bir erkek
olarak onunla ilgilendiğini belli etmişti, onu arzuladığını. Bu gece Yusuf’un
enerjisindeki farkı hissetmişti, bu ilgi onu heyecanlandırmıştı; çünkü koca
adamdı ve koca adamı çok severdi, arzulandığını hissetmek onu sevindirmişti,
oysa Yusuf’un cinsel dürtülerinin öldüğünü düşünürdü. “Neden bu adam bana
asılmıyor, güzel değil miyim?” diye düşünürdü, çekici olduğuna dair sözler,
övgüler beklerdi ve hiç duymamak onu üzerdi. Hatta Yusuf görecek diye iyi
giyinmeye çalışırdı. Baba sitiliyle yaklaşan Yusuf başka bir tarafını
göstermişti, gizli erkek yönü, bu da Zarife’ye kadın olduğunu hissettirdi ilk
kez. Kendiyle gurur duydu, güzelliğiyle.
Yusuf’a
başı açık birçok fotoğraf attı. Yusuf,
çok şaşırdı.
Zarife,
regl olduğundan söz etti.
Yusuf,
dondu kaldı telefon ekranında o sözlere bakarak, o cümleyi tekrar tekrar
okuyordu.
Kız
uzun süredir mesaj yazmıyordu.
“Ne
yapıyorsun?” dedi Yusuf, “uzun süredir yazmadın?”
“Göğüslerime
krem sürüyordum.”
Yusuf,
o an alt üst oldu, içi titredi,
memeleri
hayal etti,
“Uçları
büyük mü, nasıl?” diyecekti, dondu kaldı, soramadı. Soramadı; çünkü sormak ona şerefsizce gelmişti. Sömürü.
Ayrıca sorarsa kızabilirdi genç kız.
“Neden?”
“Sutyen
vurdu.”
Yusuf,
ona şöyle yazdı, uzun giyiyorsun hep, kalçanı merak ettim?”
Yusuf
korku, sözleri korkarak yazmıştı, kız bu sözlere çok kötü tepki verebilirdi.
Kız
şöyle yazdı: “Yarın gece gelirim yanına. Uygun şekilde giyinip.”
Yusuf
güldü; “şaka yapıyor” diye düşündü, ona sarıldığı anı düşünerek uykuya daldı.
Yusuf,
ertesi gece soba başında çay içip düşüncelere dalmıştı ve saat epey geçti, Zarife
yoktu, “kandırdı beni ya da evden çıkmadı” diye düşündü, tam yatmak için
hazırlık yaptığı sırada, gece lambasını kapatmayı düşünürken kapıyı biri
tıklattı, korktu, Zarife’ye yazdıklarını birileri görmüş ve hesap sormaya
gelmiş olmalıydılar, onu hastanelik edene kadar dövecekti adamlar, ufak kıza
sulanmaya utanmıyor musun şerefsiz!” Zarife, cep telefonunu masada unuttuysa..
biri alıp bakmışsa… ya da Zarife birlerine mesajları göstermişse saflık yapıp;
“bu adam böyle laflar etti, bana kötü bir şey yapar mı sence?” diye fikir almak
istemişse birinden. Ya da o sözlere çok kızmışsa ve Yusuf’tan intikam almak
istiyorsa ve o yüzden; “uygun giyinip geleceğim” demişse, bu bir tuzaksa?
Şimdi
o adamlar baskına geldi, kapı ardındalar ellerinde odunlar, tabanca. Yusuf, dua
okuyarak kapıya gitti, “keşke buralara gelmeseydim” diye düşünerek kapıyı açtı,
rezil olacaktı, şerefi kaybolacaktı, hapse girerdi. Kız şikayet dilekçesinde;
“bana o sözleri yazdığında şoke oldum, tiksindim, onu babammış gibi severdim,
bana o sözleri kötü niyetli yazmamıştır diye düşündüm, gerçeği öğrenmek için ona
uygun giyinip geleceğim tarzında şeyler yazdım, büyük ihtimal evine gitsem bana
tecavüz edecekti.”
Hakim
de en yüksek sınırdan ceza verirdi.
Kapı
tıklatılıyordu. Yusuf, Altına tuvaletini yapacaktı nerdeyse korkudan. Gidip
kapıyı açtı gözlerini yumup. Bekledi birileri ona pata küte girişecek diye,
saliseler saniyeler geçiyordu, gelecekti bir yumruk, bir sopa darbesi, bam güm
girişeceklerdi, ama ses seda yoktu, demek çok soğukkanlı tiplerdi, gözlerini
açmasını bekliyorlardı ve açtı gözlerini, siyah pardösülü ve açık mavi baş
örtüsüyle Zarife kapı eşiğindeydi.
“Rüyada
mısın abim uyurgezer mi oldun, valla çok korktum abim?”
Daldı
içeri Zarife ayakkabılarını çıkarıp, derin bir nefes aldı, şen biçimde; “ohhh,
ne güzel sıcacık burası!” Yusuf, kızın mükemmel hissettiren enerjisiyle kendine
geldi, bam güm dayak beklerken gelene bak! Yok; bu işi bırakacaktı,
bırakmalıydı, yolun sonu uçurum olmadan.
Yusuf,
artık gözleriyle onu içmiyordu, önüne baktı, divana oturdu, yan tarafına
oturmuş Zarife’ye başını kaldırıp göz attı, pardösüyü çıkarmıştı, siyah tayt giymişti
Zarife, odayı inceliyordu düşteymiş gibi, Yusuf, heyecanlanmıştı, çok şiddetli
biçimde,
Yusuf,
ona çay koymak için bardak alıp geldi mutfaktan, sobanın üstündeki çaya yöneldi,
Zarife’ye baktı, genç kız sesi tamamen kapalı televizyona bakıyordu, Yusuf, onu
süzdü,
çayı
verdi.
“Şeker
nerde?” dedi kız.
Yusuf’un
aklı başından gitmişti, şekeri unutmuştu.
Yusuf,
televizyonun olduğu masayı işaret etti, “Masanın altındaki gözde. Alayım.”
“Dur,
sen zahmet etme” dedi Zarife, ayağa kalktı usulca, salına salına ilerledi, orantısı
kusursuz zarif kalça gözlerinin önündeydi, bu çok ama çok seksiydi.
Genç
kız şekeri şiirsel biçimde alıp divana doğru gelirken Yusuf yine onu süzdü,
bacakları, baldırları, ayakları, bacak arasına, tam vajinanın olduğu çıkıntıya
baktı ve kızla göz göze geldi. Duru, saf biçimde bakıyordu kız, bebek gibi.
Kız
Yusuf’un yanına oturdu şiirsel biçimde.
Tam
bu sırada kapıya biri tıklatmaya başladı, “bu kez geldiler, bu kez işin bitti,
kızın evden çıktığını biri fark etti ve gizlice onu takip etti, bu kez yaş
tahtaya bastın yaşlı moruk!” diye düşündü Yusuf, korkuyla kala kaldı divanda.
“Yusuf
abi ne oldun, kapıya baksan iyi olacak?”
Yusuf,
korla kaktı kapıyı açtı, gelen ev sahibi öğretmen adamın karısıydı, o da
öğretmendi,
Yusuf
kadını tanımıyordu, “selam dayı” deyip içeri daldı kadın, ve oturan Zarife’yi görünce
pek sevindi, kucakladı onu, genç kız biraz ayağa kalkar gibi yaptı, öne eğildi,
beyaz giysisi yukarı kaydı, Yusuf da başını geriye attı görebilmek için, o an arkadan
beyaz iç çamaşırı göründü genç kızın.
Beli
göründü. Taytın kenarından görünen beyaz külot! Kozmik beyaz, ilah parıltı aklını
aldı Yusuf’un. Çarpıldı zevkle. Kalbi çarptı benzersiz biri heyecanla.
Konuk
kadın Zarife’yle abla kardeş gibiydi, onu çok severdi, onlarla ayak üstü sohbet
ediyordu, zarife dedi ki: “Yusuf abiye bir tencere yemek yapıp getirdim.”
Kadın
evin işleriyle ilgili biri şeyler deyip evden ayrıldı. Bu kadın iftiraya
uğramıştı çalıştığı okulda, okulda yuvalanan cemaatçi meslektaşları tarafından,
okulda öğretmen bir arkadaşıyla cinsel ilişkiye giriyorlar diye.
Oysa
sadece birbirlerine dostça sarılmışlardı.
Yapılan
soruşturma sonucunda ihbarın asılsız olduğu ortaya çıkmıştı.
Birkaç
gün sonraydı.
Yusuf
dalgındı, iş yorgunuydu, canından bezmişti, yeni yemek yemişti ve çay içmişti,
televizyonun sesi kapalıydı ve görüntüler akıp gidiyordu ekranda, bayık bayık
bakıyordu görüntülere, kapı tıklatıldı, korkuyla sıçradı yerinden, kim gelmiş
olabileceğini bulamadı.
Gelen
Zarife’ydi.
Her
zamanki parlak, tatlı yüzüyle yavan ve ruhsuz odaya baharı getirmişti adeta.
“N’aber
ektiyar?” dedi şakayla, canlan bakalım, ben geldim! Yorgun gördüm seni?” O neşe
sarıp sarmalamıştı Yusuf’u, olumsuz ruh hali birden düzelmişti.
Zarife,
ışık gibi, doğa üstü bir güç gibi parlıyordu. Çantadan iki ufak tencere
çıkardı, alçak sesle dedi ki: “Kadına yalan attım; ama bir gün gecikmeli olarak
yemeğin geldi.” Kahkaha attı. Pencerenin perdesini aralayıp kapıyı, dışarıyı
kontrol etti.
Cep
telefonunu divana bıraktı, çantası üstüne, “tuvalete gideyim” dedi, Yusuf
tuvaleti tarif etti, Zarife, çıktı odadan.
Yusuf
divana oturdu, sehpada duran tencerelere baktı, bu yemekleri sonsuza dek
saklamak isterdi, antika gibi; ama ne yazık ki bozulurlardı, Zarife’nin yaptığı
yemekler cennetten gelmiş gibi özeldi onun için; ruhu, yüreği elleri değmişti
yemeklere, gün gelir bu iş bombok sonuçlansa bile tencereleri yemeklerle antika
gibi saklamak, onunla paylaştığı bu geceyi hatırlamak için. Ne iyi kız be,
böylesini hiç görmemişti ve bir ergen kızla hiç dost olmamıştı, ergen kızlar
ona göre dişi değildi.
Yusuf,
meraklandı, cep telefonuna bak dedi içindeki ses, fotoğraflar kısmına tıkladı
ve Zarife’nin siyah iç çamaşırlı bir sürü çıplak fotoğrafını gördü, hepsi
ayakta çekiliydi, bir tanesinde arkadan çekmişti; şaşkındı, heyecanlıydı. Bütün
fotoğraflara baktı aceleyle, kıza yakalanma korkusuyla, az sonra kız geldi.
“Sen
cep telefonumu karıştırdın?”
“Hayır.”
Kız
ısrar etti.
“Evet;
özür dilerim.”
“Kız
çok kızgınım sana!” dedi, ama sesi kızgın çıkmıyordu.
Yusuf,
fotoğrafların fotoğrafını çekmişti cep telefonuyla. Artık cep telefonundaydı muhteşem
Zarife,
Bir
hafta sonraydı.
Yusuf
ona çarşıdan renk renk iç çamaşırı sutyen külot takımları almıştı, hediye paketi
yapmış, paket içine farklı özlü sözler yazmıştı küçük kağıtlara.
Birkaç
gece sonra Zarife eve uğramıştı, paketi ona vermişti, “çıplak fotoğraflarını
kaydettim” demişti, gizli kaydettiği
için vicdan azabı duymuştu.
“Sil
onları” demişti Zarife, bir garipti, Zarife sonra hediye paketini açınca kızmış,
“Bunları
aldığın yere ver!” demişti,
“kimden
aldın?”
“Pazarcı
bir adamdan” deyince,
Zarife,
iyice sinirlenmişti, tutucu yanı kudurmuştu. “Bana böyle şeyler lazım değil ki,
derdim başka; gideceğim buralardan!”
Bu
son görüşmeydi ve Zarife onu cep telefonundan engelledi.
Yusuf,
buna inanamadı.
Ve
Yusuf o fotoğraflara bakıp bakıp duruyordu. Onu görmek için içi yanarak fırsat
arayıp duruyordu; ama kız buhar olup yok olmuş gibiydi, sonra onu bir evden çıkarken
gördü.
“Peşimi
bırak Yusuf abi” dedi kız, üzgündü.
“Neden?”
“Burayı
terk edeceğim; benden fayda yok sana; üzülürsün.”
“Nereye
gideceksin?”
“Biriyle
evleneceğim?”
“Kim?”
Yalan
attığı belliydi.
“Gideceğim
buralardan.”
“Nereye?”
“Almanya.”
“Tanıdığın
var mı?”
“Yok
amk. Buradan kurtulmak için her numarayı yaparım, orospuluk bile.”
“Bu
yola giren asla çıkamıyor.”
“Haklısın.
Sinirle ağzımdan çıktı, yani çok kararlıyım demek istedim aslında. Seni mutlu
etmek için bir şeyler yaptım, artık dur, peşimi bırak. Beni kendinden koru.
Bokunu çıkarma! Peşimi bırakacağına söz ver?!”
Yusuf,
sustu demiri gibi.
Zarife,
üç kez daha ısrarla sordu.
“Söz,
peşini bırakacağım.”
“Sana
şimdi çok açık konuşacağım; bunlar aramızda kalacak! Söz mü?”
“Söz.”
“O
gece 12’de geldim, 12’ de, sana kaçıp gidelim buralardan dedim, o gece seninle
sevişmeye gelmiştim, asıl amacım buydu, sen anlayamadın, uyuyup kaldın, bana
ucube ya da fantastik bir yaratık görmüş gibi baktın, alaycı baktın, üst
perdeden baktın, çok zoruma gitti. Nerdeyse sana patlayacaktım, lan ben seninle
sevişmek istiyorum hemen. Kaçıp gitseydik birkaç gün birlikte vakit geçirir,
yakınlaşırdık, benim sorumluluğum alırdın, yer içer yanında giyinip soyunur,
seni baştan çıkarırdım, etkilerdim. Ama öcü görmüş gibi baktın bana, acıyarak
baktın bana, iyi yürekli adamsın, yeşil gözlerini en başından beri sevdim,
seninle dost olmak şerefti benim için, ufak kızlar cinselliği çok merak eder ve
iyi biriyle bunu yaşamak ister, seni tanıdığımdan beri bunu istedim, ha; bakireyim,
arkadan yapardın, önden de izin verirdim, ne olacak, bir şey soktum kızlık zarı
yırtıldı diye yalan atardım, at gibi güzel adamsın, üstüne çıksam ata binmiş
gibi hissederdim, sen de benim üstüme çıkardın, oral seks yapardık, karşılıklı mastürbasyon.
Hatta 2 hafta ortadan kaybolurduk, sonra dönerdik, piçin biriyle kaçtım, beni
dövdü, bana tecavüz etmeye kalktı, beni hapis tutuğu evden çıkınca Yusuf abiye
denk geldim, ondan yardım istedim, çocuk kaçtığımı fark edip peşime düştü, Yusuf
abiye bıçakla saldırdı, Yusuf abi bıçağı elinden kaptı ve onu güzelce
patakladı, zorla ben getirdi köye derdim, yaşlı moruk seni zevkten delirmiş
gibi mutlu ederdim. Ama sen bana meyletmedin, biraz şeytana uysan ne olurdu,
nefsine uysan ne olurdu, eşeğin tekisin!”
“Ya
tamam da evli adamım, moruğun tekiyim, değerlerim var, bu iş senin sözünü
ettiğin gibi çocuk oyuncağı değil ki. Sözünü ettiğin şeyler yapsak, açığa çıksa
hayatımı bitirirler, öldürürler beni, olmadı hapse atarlar, hapiste çürürdüm. Senin
yaşın ufak olduğu sana sıkıntı yok.”
Güldü:
“Sen de haklısın; ama insan değerleriyle değil; içgüdüleriyle yaşar, korkaklar
bin kere, cesurlar bir kere ölür, her türlü riski göze alacak adamlar büyük
işler becerir hayatta ve hayatta yolun açık olsun!”
“Senin
de” dedi Yusuf.
“Bu
iş bitti; bunun kafana sok Yusuf abi, benden uzak dur!”
“Peki.”
Yusuf,
köyden ayrıldı üzüntüyle alev alev. Köy yolundan ilerliyordu aşağı, gidecek
araç gözlüyordu ara ara, durumu çok acınası geldi gözüne, aniden deli gibi
güldü, şöyle düşündü: “Yaşlı moruğun kız kaçırma girişimi bitti mi? Hayıııır.
Çok güzel gelişmeler oldu, ilişkimiz ilerledi.”

Yorumlar
Yorum Gönder