Ana içeriğe atla

Tepedeki Manzara



Bir roman bitirmeye çalışıyorum.
İçinde kurtlar var, onların hayatta kalma mücadelesini anlatıyorum.
Bu iş zor bir iştir.
Kitapçıdan elinize alıp okuduğunuz romanlar nasıl zahmetlerle yazılır; bilemezsiniz. Gerçek yazarlar o romanları bitirebilmek için mahvolurlar.
Eski romanların çok büyük bir emekle yazıldığı kesin.
Daktilo bile yok; elle yazıyorlardı.
Şimdi dışarıda yağmur var. Saat: 04:57.
Millet bu saatte uyuyor.
Gecenin en güzel saatleridir bunlar.
Yazarlığın en güzel yanı budur: Patron sensin. Sabah bir işe gitmek zorunda değilsin.
Gece 12’de üstümü giyip sokağa çıktım, yağmur çiseliyordu çok az.
Tepeye çıktım. Tepe dediğim yer çok yüksek bir yer, manzara müthiş, tepe gerçekten yani.
Şehrin ışıklarını seyredebiliyorsun oradan.
Issız ve karanlık yollardan çıktım oraya, mahalle aralarından gidiyor asfalt yol.İn cin top oynuyor sokaklarda. Sadece bir atık toplayıcı gördüm.
Atık toplayıcı deyip geçmeyin, mali olarak benden senden kat be kat üstün durumdalar.
Sen baba parasıyla 4 milyarlık cep telefonu almışsındır.
Bende zaten yok.
Kenara kediler için mama bıraktım. Islanmasalar bari. Bu kedi mamalarını almak için ta Samsun merkeze gidip yerini bulmak için çok cebelleştim. Kedi mamaları ıslanınca şişer ve erirler. Ağaç altına koydum ama.
Herkesin bir numarası vardır, kafa dağıtmak için.
Benim de yaptığım böyle bir şey: Tepeye çıkmak.
Oysa sahil yakın, sahile inebilirim; ama orada iyi hissetmiyorum.
Tepede çok yüksek katlı kimi binalar var. Beton koloni bunlar. Ruhları yok.
Bir gece yarısı buraya geldim, ölü kedimle. Yaşayacak diye sevinçle 2 paket kedi maması almıştım, kediciğim öldü.
Dikenliğin, yolun kenarına gömdüm onu.
Aceleyle keserle çukur kazdım, gecenin geç saatleri, biri görür de şikayet eder diye korktum.
Tepeye her gelişimde mezarın yanında durup selam veririm kedime.
3 aylık güzel bir kediydi. Allah verdi, Allah aldı.
Güzel bir ağlamıştım.
Bir gün biri aradı, evden uzaktaydım: “Beyaz bir kediniz var mı?”
“Evet.”
“Kediniz kaza geçirmiş?”
“Nesi var?”
“Öldü.”
“Kenara koyar mısın?.”
“Kenarda; ama daha kenara koyarım.”
Şok içinde kaldım. Mahvoldum.
Gittim, kedimi tarif edilen yerde buldum, ağzından kanlar akıyordu, sıcaktı henüz. Kucağımda bahçeye götürdüm, ağladım.
Arayan da komşu çıktı, kedimin boynuna tasma koymuştum, tasmada telefon numaram vardı.
Tepeye dönelim.
Sigara yaktım. Yağmur hızlandı. Bu beni endişelendirdi. Birkaç araç geçti ıssız yoldan.
Kimsecikler yok.
Düşüncelere daldım.
Bazen sokak köpekleri saldırır, korkmam ama canımı sıkar. Ne yapmam gerektiğin bilirim, yaklaşamazlar.
Kişisel gelişimin için, ruhuna banyo için… zihnine böyle şeyler yap.
Yer, mekan değiştir!
Doktorasını moleküler tıp alanında yapan doktorun biri
küçükken öksürdüğünde içmesi için halasının çam ağacından yaptığı şurubu yeniden üretip markalaştırdı. TÜBİTAK’tan da 200 bin TL’lik yatırım desteği almış.
“Bu şurubu çocuklar dahil her yaştan kişi ve diyabet hastaları da rahatlıkla kullanabilecek” dedi.
Dr. Hanım şöyle diyor: “Çam ağacından üretilen şurubun soğuk algınlığı ve gribin tedavisinde kullanılıyor.”
Buna benzer haberleri görürüm ara ara.
“Dönüp dolaşıp geleceğin tek yer çocukluğundur.”
28 Aralık 2019 Cumartesi
İsa Kantarcı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kediler ve İnsanlar

Edebiyat alemime “Kediler ve insanlar” adında çok kısa bir öyküyle adım attım. E edebiyat dergisi’nde yayınlandı, o dergiyi kaybettim, hikayeyi bulan bana atsın lütfen. Kedilerin zihniyeti küçük şeyler üstüne kuruludur, bir lokma yiyecek, biraz su. Her zaman kedilerim oldu, araba çarptı, kayboldular, hastalanıp öldüler filan. Taklacı güvercinlerim var, gece 3, 4 gibi uyanırım, sabah ayazında balkonda elimde küçük tencereyle şehriye ya da yoğurt çorbası içerim, bayılırım çorbaya. Yağmur yağar, acayip soğuk bu aralar hava. En sevdiğim yağmurlu havalardır. Bazı geceler gecenin 3’ü gibi gezmeye çıkarım kimi yollarda. Kedileri fark etmeye başladım kümesin orada, duvardan atlayıp bahçeye giriyorlar. Kediler kümesin önüne gidiyor, mahallenin kedileri. Birini ben büyüyüm, ala bir kedi, erkek, nerde olursam olayım beni tanır ve miyavlar, çok güçlü bir bağımız var. Yanımda sürekli kedi maması taşırım ve ona veririm, bu kedi mahallenin uzak çevrelerini turlar, ara ara gelir biz...

Kafası Bulut Kızlar

(rüzgarı özgür ruhun ve kalbin olacak) (içinde koruduğun çocukluğun) Aklımızı uyuşturuyorlar. Aklını pembe bir ata bindir Ve kıçına şaplağı indir. Tramvaylar kızlarla dolu. Kalpleri harikulade şeylerle dolu Hep onlara denk gelirim Asla belli etmezler hazinelerini. Genelde yaşları küçük kızlar bunlar. Süsleri hiç yok. Gizli bir vaha gibiler. Ben onları nasıl fark ediyorum:? Çırılçıplak ve ceviz yeşili. Onların ne müthiş hazineler barındırdığını asla anlayamazsın, hissedemezsin, fark etmenin bir imkanı yok. hayat ve sistem ve yetiştirilme koşulların sahip olduğun yaralar sahip olduğun kalıplar onları görmeni engeller Güzelim fidan gibi gencecik kızları avlıyorlar Kendilerine mürit ediyorlar O kızlar kalpleriyle kucaklıyorlar hayatı Ruhuyla bakıyorlar. Onlardan her biri için yenilmez ordularla savaşlara girerim Her biri ölme değer çünkü. Taşıdıkları orman çığlığı ışık için Kendimi yok ettim Onlar için Onlara baktım Uzun...

The Gentlemen

Centilmenlik … Yoga yaptım. Çatırdattım bazı yerlerimi. Tepeye gittim. Kuş İçin. Yolda önümde biri vardı; tanımadım. Yanından geçip giderken laf attı tatlı biçimde: Kutuda kuş mu var?” Başımı çevirip baktım ona. “Hayır.” Tanıdım onu: Kuşçu arkadaşımın bir akrabasıydı: Bay F. Daha önce sohbetimiz olmuştu. Sarışın, yeşil gözlü, ufka tefek biri. 25 yaşında olmalı. Yan yana ilerlerken içini dökmeye başladı. Hapis yattığından söz etti. Meraklandım. Soru yağmurum başladı. Yolu gösterdi: “Burada araçla geçiyordum.” Arabasına çarpmış bir genç. Çıkmış bakmış aracına, “ne yaptın?” demiş. Öteki de; “sen ne diyon lan” demiş. Ayar olmuşlar. Hırlaşma. Bay F. olayı kabaca anlatıyor, ben canlandırıyorum kafamda. Yan yana ilerliyoruz. Çarpan, aracının arkasına tüfeği almaya gidecek. Bay F. durumu sezip onun ayağına sıkıyor. Hapis yatıyor. Çarpan gencin diz kapağı alınıyor, topal kalıyor. Bay F. az ileri gitti ve bana döndü, durdu, ...