Ana içeriğe atla

Sırrına Giden Kapı



İnsan sırlarla doludur. İnsanın kendi sırlarını aralayabilmesi, çözebilmesi, fark etmesi uzun yıllar alır.
Bu yazıda kişisel gelişimize çok yardım edecek bir şeyden, o sihirli anahtardan  söz edeceğim.
Gelecekte ne yapacaksan, nasıl bir yere geleceksen hepsi geçmişindedir, gelecekteki yerini geçmişte içinde parlayan güzel şeyler belirler. İnsan böyle bir mekanizmaya sahiptir.
Şimdi, yazı dağılmasın ve enerjisi toz toprak saçmasın diye, bir mermi gibi hemen diyeceklerimi deyip yazıya son vereceğim. Gül gibi bir mermi olmalı. Okuyanları aydınlatmalı. Buna ihtiyacımız vardır her zaman, gevezeliğe değil.
Çocukluğunda seni en çok mutlu eden yer neresidir?
Çocukluğunda ilkokulda derslerde seni en çok mutlu eden nedir?
Çocukluğunda nasıl biriydin?
Senin çocuklukta temel bir özelliğin olmalı, vardır, o şey neydi?
Öğretmenin sana ilerde hangi mesleği seçeceğini sorduğunda verdiğin cevap ne oldu?
15 yaşında hayalini kurduğun meslek neydi?
Bu sorulara en doğru cevapları verin. Sorun kendinize.
Bu cevaplar yapmanız gereken mesleği size söyleyecektir.
Evlenirsiniz vs. geçim derdi ve dandik bir işi yapmak zorunda kalırsınız.  Bu sizi öldürür.
Mahveder ruhunuzu.
Amerikalı yazar Charles Bukowski bütün riskleri göze alıp postanedeki işinden istifa eder, sigortalı işini, devlet memurluğunu bırakır.
Korkarak der, ya yazarlık işi yolunda gitmezse?
Komşum genç adam var, zeki bir çocuk, üniversite bitirdi, hangi işe girse hemen pes edip çıkıyor. Çeşitli sınavlara giriyor vs. Yahu çocuk ne yapacağını bilemiyor. Bir işe giriyor, zor geliyor; bırakıyor. En son polis olacağım dedi.
Yazının başlığı sırrına giden kapı.
Birçok iş yapıyorsun, bu bir koridor, birçok berbat işi yapıyorsun, şanslı olanlar bir sürü kayıp acılı yıldan sonra asıl kapıya geliyor, sırrına giden kapıyı aralıyor; işte “ben bunun işin doğmuşum” dediği işi, şeyi yapıyor. Ama söyleyeyim; o sevdiği şeyi yapıyor, sevdiği işi; para ise sonra geliyor. Püf nokta burası. Yani bir balıkçı gibi, teknesiyle açılıyor denize, “ya nasip” diyor, o gün doğa ne verirse artık. Hiç vermeyebilir, fırtına çıkabilir. Zihniyet bu.
Yani mal mal dolaşırsın para kazanayım diye kendini yiyip bitire bitire (var ya ben çok sonra çözdüm, umarsız olacaksın, çok da fifi diyeceksin) Toplum baskısı, aile baskısı, üniversite bitirmişsindir, gururun vardır,  sevgilin vs. Aman iyi bir işe gireyim, para kazanayım, aileme muhtaç olmayayım düşünceleri…karabasan…
Toplum seni korkunç bir baskı altına almıştır.
Bak birader baştan öldürdün ruhunu, bu yanlış kafa ve sürünürsün ölene dek.
Toplayayım; birader sen mutlaka harika bir şey için yaratıldın, o şeyi bulman lazım. Çocukluğunla ilgili sorular sor dedim ya kendine. Sır orada, çocukluğunda, ben kendi sırrımı çözdüm; sıra sizde.
Annen diyor bu işi yap, şu üniversite gir, baban diyor, vs. Ne yapsın emektar ve çilekeş güzel insanlar…Senin için yaşıyorlar…
Tamam da, sen o iş için mi yaratıldın, ruhun ne diyor, neye yatkınsın? Bir sürü genç tamam okuyayım diyor, sonra, becermiyor, bırakıyor.  Okulu bitir; iş yok anasını satayım.
E ne etsin genç, baştan tam yapacağı işi ide bilemiyor. Acı çeke çeke ilerliyor…düşe kalka. Ve sonra broşür dağıtıyor sokaklarda, ya da kahvede çay…
Çok bilinen bir yanlış var; iyi bir meslek için iyi bir eğitim şart denir ya. Yalan.
Para kanamanın sırrı bilgili olmaktan geçer. Sadece bilgi.
Farkındalık.
Sevgi.
Akıl.
İletişim gücü.
Girişimcilik ruhu.
Sezgi.
Yaratıcık kafa.
Amerika’da bir araştırma yapılır. Zenginler arasında.
Adamlar günde beş altı saatini okuyarak geçiriyormuş.
Peki sen?
İyi bir iş sahibi olmak isteyen sen?
Bizde saygın kimi üniversitelere en dandik popçular konser için davet ediliyor.
Duyunca şaştım kaldım.
Ülkemize gelen Fransız bir polisiye yazarı var.
Bizim tarihimizle ilgili bir roman yazmış. Okur sıraya girmiş, çılgın bir kitle var.
Fransız şöyle diyor: “Ülkemde bu kadar genç okur yok.”
Adam tarihimizle ilgili bir roman yazmış, oturup araştırmış, polisiye unsurları içinde tarihimizdeki bazı şeyleri anlatmış.
“Ülkeniz çok güzel” diyor.
Tabi der, çekirgeye bak sen, parayı balya balya götürdü.
Akıllı adam.
Bizim yazarlarda aç kedi gibi yüzyıldır yalanmış kemikleri yalayıp dursun.
Nasipsizlik evrensel düşünmemektir.
Elin Fransızını çok tuttum, onu hiç tanımadan şöyle bir sözünü duydum:
“Dönüp dolaşıp geleceğin tek yer çocukluğundur.”
İyi demiş. Baş tacım bu lafı.
Amerikalı yazar Charles Bukowski bütün riskleri göze alıp postanedeki işinden istifa eder, sigortalı işini, devlet memurluğunu.
Korkarak der, ya yazarlık işi yolunda gitmezse?
Amerikalı yazar Charles Bukowski 50 yaşında yazarlığa başladı. 73 yaşında kan kanserinden öldüğünde Amerika’da meşhur bir yazar oldu, Fransa’da.
Yazar zengin bir yazar olarak öldü.
Yazdığı kitaplar onlarca dile çevrildi.
Madonna ve birçok ünlü onu dost bildi.
İsa Kantarcı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KÖYLÜ… KIZ KEZBAN

  KÖYLÜ… KIZ KEZBAN     Sabahın erken saatleriydi, bölgede 3 gündür kar fırtınası vardı, yoğun rüzgarla kırbaç gibi yağan ince kar insana nefes aldırmıyor, her şeyi zora, ister istemez kanlı bir mücadeleye sokuyordu. Dağın yamacında 3 kişi kaplumbağa gibi ilerlemeye çalışıyordu, dizlerine kadar kara batmışlardı, bu üç adam elektrik onarım arıza ekibiydi, adamlardan biri çok öndeydi, yumuşak ve derin karda ilerlemekten nefes nefese kalmışlardı ve tamir çantası, ve boyunlarına asılı halatlar vardı, elektrikleri kesik olan köye ulaşmaya çalışıyorlardı. Ölüm tehlikesi altına çok zahmetli bir yürüyüşten sonra yamacın bir noktasında elektrik direkleri göründü, gri renkli dört ayaklı elektrik direkleri, Sibirya’daki evler gibi buz tutmuştu, saçaklar oluşmuştu, antik çağlardan bir kesit gibiydi, ya da buzul çağından. Yakında bakımsız; ama sert bir köpek, bir kadın ve bir adam göründü, ekibi bekleyen köylüler. Arıza olunca bu ekip kar fırtınasında bile, çığ altında kalma...

HER KIZ BİR GEYİKTİR ASLINDA ÇOCUKLUKTAN GERİ KALAN Ve HATIRLANMAYAN

Her Genç Kız Yasa Dışı Bir Örgüttür Aslında Bazı kızlar babalarının izinden gider. Babalarının kaderini yaşarlar. Anneleri ise canavardır, anneleri onlar için cehennemdir. En fena cehennemi hazırlarlar kızları için. Farkında olmadan. Kızın bütün yapması gereken farkına varmasıdır. Ne istiyor, ne yapmak istiyor, hayatta nereye gelmek istiyor? Hissettiklerine, düşüncelerine uyması gerekiyor. Kız ne yapması gerektiğini yaşayarak, acı deneyimlerden geçe geçe öğrenir. Kendi doğrusunu zamanla bulur. Hata yapa yapa bulur doğrusunu. Ki aileler hata yapmamasını ister kızlarının oğullarının. “Aman bizi utandıracak bir şey yapma, rezil oluruz.” Asıl düşman kimdir, nerededir? İçerdedir. Anne ve babanın tutumları. Katılıkları! Kızı baskı altına almaları, saygı denen şeyi hiç bilmemeleri. Bazı kızlar müthiş bir ışıkla doğar. Onlar çok büyük iyilikler yapmak için yaratılmışlardır. Onlar seçilmişlerdir. Bazısının elinde zikirmatik vardır (tramvayda gördüm...

Kediler ve İnsanlar

Edebiyat alemime “Kediler ve insanlar” adında çok kısa bir öyküyle adım attım. E edebiyat dergisi’nde yayınlandı, o dergiyi kaybettim, hikayeyi bulan bana atsın lütfen. Kedilerin zihniyeti küçük şeyler üstüne kuruludur, bir lokma yiyecek, biraz su. Her zaman kedilerim oldu, araba çarptı, kayboldular, hastalanıp öldüler filan. Taklacı güvercinlerim var, gece 3, 4 gibi uyanırım, sabah ayazında balkonda elimde küçük tencereyle şehriye ya da yoğurt çorbası içerim, bayılırım çorbaya. Yağmur yağar, acayip soğuk bu aralar hava. En sevdiğim yağmurlu havalardır. Bazı geceler gecenin 3’ü gibi gezmeye çıkarım kimi yollarda. Kedileri fark etmeye başladım kümesin orada, duvardan atlayıp bahçeye giriyorlar. Kediler kümesin önüne gidiyor, mahallenin kedileri. Birini ben büyüyüm, ala bir kedi, erkek, nerde olursam olayım beni tanır ve miyavlar, çok güçlü bir bağımız var. Yanımda sürekli kedi maması taşırım ve ona veririm, bu kedi mahallenin uzak çevrelerini turlar, ara ara gelir biz...