KÖYLÜ… KIZ KEZBAN Sabahın erken saatleriydi, bölgede 3 gündür kar fırtınası vardı, yoğun rüzgarla kırbaç gibi yağan ince kar insana nefes aldırmıyor, her şeyi zora, ister istemez kanlı bir mücadeleye sokuyordu. Dağın yamacında 3 kişi kaplumbağa gibi ilerlemeye çalışıyordu, dizlerine kadar kara batmışlardı, bu üç adam elektrik onarım arıza ekibiydi, adamlardan biri çok öndeydi, yumuşak ve derin karda ilerlemekten nefes nefese kalmışlardı ve tamir çantası, ve boyunlarına asılı halatlar vardı, elektrikleri kesik olan köye ulaşmaya çalışıyorlardı. Ölüm tehlikesi altına çok zahmetli bir yürüyüşten sonra yamacın bir noktasında elektrik direkleri göründü, gri renkli dört ayaklı elektrik direkleri, Sibirya’daki evler gibi buz tutmuştu, saçaklar oluşmuştu, antik çağlardan bir kesit gibiydi, ya da buzul çağından. Yakında bakımsız; ama sert bir köpek, bir kadın ve bir adam göründü, ekibi bekleyen köylüler. Arıza olunca bu ekip kar fırtınasında bile, çığ altında kalma...
İYİ KIZLAR SEVERKEN KENDİLERİNİN MAHVOLMASINA YOL AÇARLAR Lise öğrencileri okuldan ayrılıyordu, gürültülü ve şen biçimde. Aynı sınıftan beş kişilik grup asfalt yolun kenarında sohbet ederek ilerliyordu. Gruptan biri sigara yaktı, diğeri de istedi, ona da verdi, bir diğeri sakız çıkarıp çiğnemeye başladı. Bir şakalaşma dönmeye başladı aralarında. Gülcan da onların arasındaydı. İlerden kavga sesleri geldi. Ne olup bittiğini görmek için koştular. Kavga edenlerden biri Yasin, diğeri ise karşı sınıftan Murat’tı. Ağız dalaşı yapıyorlardı. Diğerleri onları tutuyordu. “Gücünüzü başka şeylere harcarsınız” dedi biri, onu umursayan olmadı. Diğerleri de onları sakinleştirmek istedi. Onların da çabası boşa çıkmıştı. Yandaki apartman sakinlerinden biri eline odun alıp bağırdı: “Dağılın! Yoksa dayağımı yersiniz.” Kavganın tarafları kaçmaya başladı. Murat, iyi şeylerle anılırdı; ama Yasin tam tersiydi. Yasin Ali kıran baş kesendi. Gülcan Yasin’in peşinden koştu ve ona yetişti....